Son sabah… Uyandığınızda dışarıdan kuş sesleri, hafif bir rüzgar, uzaklardan gelen derenin sesi… Karadeniz, size veda etmeye hazırlanıyor ama içimizde bir his var: Bu, aslında bir başlangıç. ?
Çamlıhemşin'de yöresel ürünler satan küçük dükkanlarda duruyoruz. El yapımı hediyelikler, taze çaylar, reçeller, mısır ekmekleri… Her biri bu yolculuğun küçük bir hatırası.
Kahvaltının ardından, bir kez daha maceraya davet eden Fırtına Deresi’ne gidiyoruz. Coşkun sular, üzerinizde sıçrayan serin damlalar, kalbinizin hızla atışı… Kaskınızı takıyor, küreğinizi elinize alıyor ve kendinizi suyun ritmine bırakıyorsunuz. Bu, sadece bir rafting deneyimi değil — doğayla bütünleştiğiniz, kendinizi yeniden keşfettiğiniz bir an.
Adrenalini doyamayanlar için sırada ATV turu! Dağ yollarında, orman patikalarında ilerlerken rüzgar yüzünüze çarpıyor, her virajda bir manzara daha açılıyor. Toprağın kokusunu, özgürlüğün hissini iliklerinize kadar duyuyorsunuz.
Öğleye doğru rotamızı Karadeniz’in saklı cennetine çeviriyoruz: Borçka Karagöl. Ormanın içinde, sessizliğin ortasında karşınıza çıkan o masmavi göl… Sanki doğa, “en güzel rengimi sizin için sakladım” demiş gibi. Gökyüzüyle gölün yansıması birleşiyor, ağaçların arasında rüzgar fısıldıyor. Burada yürüyüş yapıyor, fotoğraflar çekiyor, suya düşen yaprakların izini izliyorsunuz.
Sonrasında kısa bir mola için Muratlı Barajı’na uğruyoruz. Baraj gölü ve çevresindeki manzara, Karadeniz’in gücünü ve zarafetini bir arada hissettiriyor. Bu sessizlikte sadece suyun yankısı ve içimizdeki minnettarlık var.
Artık dönüş vakti... Rize Havalimanı’nda Karadeniz’e veda ediyoruz. Ama biliyoruz ki, bu sadece bir “görüşürüz”. Çünkü Karadeniz’e bir kez gelen, kalbini orada bırakır.
“Bazen bir yere değil, bir hisse dönmek ister insan. Karadeniz, işte tam da öyle bir yer.”